Başbakan Erdoğan’ın geçen salı günkü grup toplantısında 7 yıldır en doğru konuşmasını yaptığını belirten MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Beni gaza getirmeyin’ dedi. Bunu fark etmesi önemli. Türkiye’yi, AKP’yi ve Erdoğan’ı kurtarır. Altı çizilecek bir açıklamaydı” dedi.
Vatan Gazetesi ile MHP Genel Merkezi’ndeki makamında görüşme yapan Bahçeli Başbakan Erdoğan’ın son grup toplantısında “Bizi gaza getirenler var” [...]
Başbakan Erdoğan’ın geçen salı günkü grup toplantısında 7 yıldır en doğru konuşmasını yaptığını belirten MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Beni gaza getirmeyin’ dedi. Bunu fark etmesi önemli. Türkiye’yi, AKP’yi ve Erdoğan’ı kurtarır. Altı çizilecek bir açıklamaydı” dedi.
Vatan Gazetesi ile MHP Genel Merkezi’ndeki makamında görüşme yapan Bahçeli Başbakan Erdoğan’ın son grup toplantısında “Bizi gaza getirenler var” şeklindeki sözlerini değerlendirerek yaptığı yorumda gaza getirildiklerini farketmeleri hem Türkiye hem de kendilerini kurtaracak bir gelişme olduğunu söyleyerek, “Bu 7 yıllık dönemin siyasi analizinin her yönüyle yapılması lazım. Toplumsal sistemlerin oluşturduğu kurum, kural ve davranışlar vardır. Bu toplumsal sistemin kurumları arasında aile kurumu, hukuk kurumu, inanç, ekonomi, siyaset kurumu geliyor. Listeyi uzatabilirsiniz. Bunlar arasında tahrip edilmeyen kurum kalmadı. Aile kurumu televizyonlarda görüyorsunuz tahrip ediliyor. Devletin tüm kurumları çatışma halinde. Bunun izahının yapılması lazım. Demokrasi tahribatta önemli bir araç mıdır, Türkiye’nin bugünkü durumunu görmek lazım. Ne kadar yalan, iftira var bunu görmek lazım. Bu kadar kışkırtıcılığın, zihniyet bunalımının olduğu ortamda bakıyorsunuz bir de günde 7-8 kişi çıkıyor televizyonlara konuşuyor.
Aslında o toplantıda Başbakan 7 yıldır en doğru konuşmasını yaptı. ’Beni gaza getirmeyin’ dedi. Bunu farketmesi çok önemli. Çünkü bu birincisi Türkiye’yi, ikincisi AKP’yi, üçüncüsü ise Recep Tayyip Erdoğan’ı kurtarır. Altı çizilecek bir açıklamadır” şeklinde konuştu.
Bahçeli, Ülkede yaşananları ‘Devlet Krizi’ olarak isimlendirdiğini ve krizin sonunun tehlike olduğunu ifade ederek, “Ekonomik krizler, tedbirler alınarak aşılabilir. Ancak devlet krizleri çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkartabilir. Siyasal tarihimizdeki gelişmeleri gözden kaçırmamak lazım. Bir eksik varsa düzeltilmesinde fayda var. İstikrar için tüm bunlar ön şarttır. Devlet kirizini de oluşturduğu unsurlar çözer. Cumhurbaşkanı’nın Anayasal görevi budur. Israrcı olması gereken kişi de Cumhurbaşkanı’dır. Sonuca doğru götürmesi gerekiyor.
Herkes medya aracılığıyla çıkıyor temel atma töreninde gelişigüzel değerlendirmeler yapıyor. Dinleyenlerden kim, ne kadar ve ne anlıyor peki? ’Cami bombalaması’deniyor. Farklı olaylar farklı anlatılabiliyor. Bunun mütedeyyin bir Müslüman üzerindeki etkisini düşünebiliyor musunuz? MGK’da bunların ele alınması gerekli. Zirveyi kucaklayan kurum MGK’dır. Ben MGK üyelerine ek olarak TBMM’nin de bu toplantıya davet edilmesini istedim. Meclis’i de MGK’ya alıp konuşsunlar. Sonra buradan çıkacak sonuç TBMM’ye gelsin ve Meclis son kararı versin. İki yol var: Ya devletin kurumlarını biraraya getirip sorunu çözeceksiniz ya da Türkiye’yi seçime götüreceksiniz. Askere yapılan şeyler toplumda etkili oluyor. Çünkü Türk milletinin TSK’ya saygısı çok yüksektir. Ordu-millet sevgisi vardır. Bir de bakıyorsunuz televizyona çıkanlar müdahale olacak diye kesin yorumlar yapıyorlar. Aslında bu televizyon konuşmaları sorgulama kapsamına alınmalı. Darbe yapılacak diyorsun, bilgiyi belgeyi getir demek gerek.
Açıkçası çok ciddiye alınacak gibi görünmüyor. Ancak bu belgeleri görme imkanımız olmadığı için ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyoruz. Analiz yapma imkanımız da yok. Fakat yargı sürecini uzun tutmamak gerekiyor. Gece gündüz çalışıp bunu sonuca bir an önce bağlamak gerekiyor. Bu Türkiye’nin bir yerindeki toprak, kiracı davası değil. Türkiye’nin rejimini, mukadderatını alakadar eden kurumlar bunlar.
Başbakan bir çok defa çıkıp ’Sivas’ın ötesine gidemezler’ dedi. Neden durmadan Sivas, başka bir il değil, diye biz de araştırdık. Sivas, Birleşik Kürdistan haritasında Türkiye topraklarının en son sınırı çıktı. Bu haritaları zaten güvenlik raporlarından, internetten bulabilirsiniz. Aynı zamanda Barzani’nin haritasında da bu var.
Orada siyasi partilerin oy oranlarına göre bölgenin siyasi kimliğini tanımlamak büyük bir yanlıştır. Bu yanlış da birilerine büyük fayda getiriyor. Oysa gerçek bu değil. Tüm seçimlere baktığınızda: Bölücü terörü enstrüman olarak kullanan parti ve onun karşısındaki yoğunlaşmayı görürsünüz. Orada sinsi bir propaganda yapılıyor. ’Şu kazansın, şuraya verelim’ telkini yapılıyor. O kim? Şimdi AKP. Yani ölümden korkup sıtmaya razı gösterilen telkin oylarıdır. Eskiden de aynı şey FP için söylenirdi. Hepsi Türkiye üzerine yazılmış olan senaryoların milimetrik alanlar dahil yerleştirilmiş planlarıdır. Hiçbir cümlenin altını boş bulamazsınız. Halkı bu kadar yanıltan, o senaristlere figüran haline gelmiş insanlara bakınca görüyoruz. AKP hangi özelliğinden dolayı oy alıyor? Mahalli seçimlerde gördük ki diğer parti bir çok yer kazandı. AKP propagandasını orada kim yapıyor? Şu olmasın, bu olsun kim diyor? AKP’nin propagandistleri mi çok başarılı yani? Kömür, makarna bir yere kadar tamam ama o kadar da değil. Biz her şeye rağmen o bölgelerden oy alıyoruz. Bölge normalleşsin bakalım AKP oradan ne oy alıyor. Bir de o bölgeden seçilen AKP’liyle DTP’den girenin arasındaki bariz fark nedir, biri bana bunu anlatsın. Dün orada başka partilere oy verilmiş, bugün başkasına. Siyasiler bunu bilir ama dürüst konuşmuyorlar. Oy kaynaklarım şunlardır, demiyorlar. Bir dönem CHP, bir dönem ANAP bir dönem FP şimdi de AKP. O bölgeye en az gelişmiiş bölge diyeceksin, Türkiye’nin en fukara bölgesi diyeceksin, eğitimi en düşük bölgesi diyeceksin. Ama demokratik hak kullanımında İzmir seçmeninden çok daha değişken olacak. Bunu siyaset biliminin izah etmesi gerekiyor. AKP’ye oy propagandasını ben kısaca okyanus ötesi yapıyor diyorum.
Bakın önce sorun askeri yöntemlerle çözülmez dendi. Siyasi çözüm oltasına herkes takıldı. Sonra birçok rapor yazıldı. Hak-İş yazdı diğer kurumlar yazdı. Sonunda bir bakıyorsunuz ki siyasi çözümler PKK’nın talepleriyle bire bir örtüşüyor.AB sürecini AB ’nin tam üyelik için yapılması gerekenleri, demokrasi ve insan hakları konusundaki taleplerini de üstüste koyduğunuzda PKK sivil toplum kuruluşları ve AB dayatmaları ABD’nin o bölgedeki beklentileri iskambil kağıdı gibi hiç taşmıyor. Diyelim ki en alttaki sinek 10. Bütün çözümler o sinek 10 ile tamamen örtüşüyor, hiçbir taşma yok. Ne Abdullah Öcalan ne de Recep Tayyip Erdoğan bu kadar örtüşmeyi başaramaz.
Açılım olarak bir şey göremiyoruz ve ne kadarı açılımdır anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu gerginlikte yeni bir Anayasa olmaz. Yüce Divan’da netliğe kavuşacak meseleler var. Bugünkü Meclis’te ortaya çıkan bu gerginlik ortamında yeni bir Anayasal süreci konuşmak değil, yeni oluşmuş bir Meclis’te konuşmak gerekiyor. Hangi değişiklikler yapılacaksa bunların yeni oluşmuş TBMM’de gündeme gelmesi gerekiyor. Eskiden beri söylüyorum.
Referandum tartışmalarında, AKP’nin sayısal çoğunluğu mevcut. Eğer bunu sayısal olarak söylüyorlarsa kullanmaları mümkün. Ancak referandumu başka amaçların üzerini örtmeyi düşünerek, açılımın unsurlarını bunun içine takıp götürmeyi düşünüyorlarsa Yüce Divan’a giden yolda artışları olur. Sosyal dokunun bu kadar parçalandığı bir ortamda referandumdan kim neyi kazanır bunu iyi düşünmek lazım.
Ayrımcılık derinleşti ve yerleşti. Türkiye genelinde artık fırından ekmek alırken bile tercih yapılır hale geldi. Pazar yerlerinde bile bu hissedilir hale geldi. Herkes kendi kimliğini sorgulama arayışına büründü. Üstelik bunu artırıcı davranışlara da girdiler. Mesela Roman açılımı dendi. Romanların Türkiye ile problemleri yok. Bu insanlar bu milletin mensupları. Sosyo-ekonomik şartlarının iyileştirilmesi, İstanbul’da yaşadıkları yerlerin insani hale getirilmesi apayrı bir şey, Romanları kendi kimliği ile istismar etmek ise başka birşey” şeklinde açıklamalar yaptı.
I really want to start a blog about Fashion and cute things for girls. But I can’t seem to know how to start it. I’m not that confident because I’m not sure if it’ll have potential like other blogs. I also don’t know if what I post should keep up with Fashion trends or be my style. Another thing, how do I give myself that inspiration to post every week? Should I research trends and cute things and write paragraphs on it or keep it short? Help!.
“Bahçeli: “Başbakan’ın 7 Yıldır En Doğru konuşması”” Yazısı için 1 Yorum Yapılmış