Alanya’da, Kültür Merkezi’nde bugün başlayan Antalya Mimarlar Odası’nın düzenlediği ‘Mimarlık ve Kentleşmede Cumhuriyet’in Beklentileri’ konulu panelde konuşan Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu hükümete sert eleştiriler yaparak, “Demokrasi olmadan sağlıklı bir çevre ve kentleşme olamaz. Yurt edindiğiniz yerin kültür mirasına sahip çıkmazsanız hiç bir zaman çağdaşlaşamazsınız. Neden şimdi yozlaşmış bir kentleşmeyle, kişiliksiz bir imar faaliyetiyle [...]
Alanya’da, Kültür Merkezi’nde bugün başlayan Antalya Mimarlar Odası’nın düzenlediği ‘Mimarlık ve Kentleşmede Cumhuriyet’in Beklentileri’ konulu panelde konuşan Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu hükümete sert eleştiriler yaparak, “Demokrasi olmadan sağlıklı bir çevre ve kentleşme olamaz. Yurt edindiğiniz yerin kültür mirasına sahip çıkmazsanız hiç bir zaman çağdaşlaşamazsınız. Neden şimdi yozlaşmış bir kentleşmeyle, kişiliksiz bir imar faaliyetiyle karşı karşıyayız? Herşeyden önce Türkiye
Cumhuriyeti bir hukuk devleti olmalıdır. Son yıllarda kişilerin çıkarı için yasalar çıkartılıyor. Eğer sosyal devlet değilseniz yoz evleri dikersiniz. Bunlar gelecek seçimi garantilemek için yapılıyorsa çağdaş ve uygar olmanız düşünülemez.
Hukuk devleti olabilmek için yargının bağımsız olması lazım. Peki Türkiye’de yargı bağımsız mı? Yüksek mahkemeler dışında bağımsız değil. Başbakan, Adalet Bakanlığı’nın kararnameyi hazırladığını, ancak istenmeyen şeyler olduğunu söyledi. Bu anlayış, aslında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun adeta Adalet Bakanlığı’nın noter makamı gibi düşünüldüğünü ortaya koyuyor. Sanki kurul, kararnamede değişiklik yapamazmış gibi sanılıyor. O zaman kurulun ne işi var? Ben Başbakanım, tüm milletvekillerini isim isim ben seçerim, sırasını da ben tayin ederim. Cumhurbaşkanı benim aziz arkadaşım olur. Meclis başkanını da ben seçerim. Anayasa Mahkemesi üyelerini meclisten ben seçerim. Bakanlar Kurulu da zaten Danıştay’a üyedir. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu ben tayin edeceğim. Bunun adı faşizm. Bunun adı diktadır. Eğer dinsel bir kimliğiniz varsa bu rejimin adı dinci diktadır.” şeklinde konuştu.
Avrupa ve Türkiye’deki kentleşmeden örnekler vererek konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Suheyl Batum da, 2B yasasıyla ilgili yaptığı açıklamada, hükümet ve yandaşları tarafından Cumhurbaşkanı’nın dama taşı gibi kullanıldığını , 2B, askerin sivil mahkemelerde yargılanması ve mayın yasası konularında imza atması için o makama getirildiğini iddia etti.
Batum, yasasıyla ilgili olarak, “14 sayfalık gerekçeyi bırakın hakimlerin Adalet Bakanlığı adaylarının 5 bürokrat tarafından seçilmesini içeren yasa değişikliğini Sayın Cumhurbaşkanı gece 02.30′da Azerbaycan’dan Türkiye’ye geldi ve imzaladı. Sabah Resmi Gazete’yi bir açtık ki yayınlanmış. Ne zaman okudunuz, ne zaman baktınız diye sorduk. ‘Daha önce okumuştum’ dedi. Sayın Cumhurbaşkanı bana göre, hemde 02.30′da bunu imzalamak zorundaydı. Belki gerçekten Azerbaycan’dayken imzalamıştı. Bana göre Sayın Gül bunu imzalasın, kilometre taşları biran önce yerine otursun, planda sapma olmasın diye Cumhurbaşkanı yapıldı.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, Türkiye’deki binaların yüzde 70′inin ruhsatsız, yüzde 25′inin iskansız olmasının ürkütücü olduğunu belirterek kentleşme ve mimari adına Antalya’da yapılan büyük yanlışlardan söz etti ve, “Bu yanlışlar maalesef geçmişte Alanya’da da yapıldı. Kentleşme yanlışları o kadar büyük ki bunu rehabilitasyon operasyonlarıyla düzeltmek imkansız.” diyerek yanlışların düzeltilmesinde Mimarlar Odasının destek olacağına inandığını belirtti.
Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Suheyl Batum, ve Mimarlar Odası Genel Saymanı Aysel Çetinsoy, Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, İkinci bölümünde de,Yıldız Teknik Üniversitesi
Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zekai Görgülü konuşma yaptılar